dinsdag 7 oktober 2008

Mühürlenmiş ve sırlanmış kalpler

Herkesin, kalbine mühürlediği yahut bundan ziyade mühürlediğini sandığı bir olay vardır. Hayalimizdeki umut edilmiş yahut hâlâ edilen hayat, mahkûm edilmiş hisler, sürgün edilmiş hatıralar vs vs. Yani seni üzeceği için kaçtığın olaylar.


"Unutmak kolay mı deme, unutursun..." demis Türkülerimizden biri. Kulliyen yalan. Unutmak imkansızdır, ama kalbini mühürlemek, olmadı engellemek ve buna benzer uğraşılar yapılabilir. Bazılarımız ise unutmak için yenilikler ararlar. Lakin ikisinin de aynı bir riski vardır.


Bir sarsıntıda çatlaklık oluşabiliyor, o çatlaklıklar büyüyor, büyüyor, ve eskiler gene hayata dönüyor. Içine hapsettiğin hisler yeniden doğuyor. Sanki içimizdeki canavar ayaklanıyor, canavar diyorum çünkü kalbimize kitlememizin bir sebebi var. Unutmak istemişiz, korkuyoruz o duygulardan.

Çizgifilmlerde de görürüz. Kahramanların içine bir canavar hapsederler o canavarı yok edemedikleri için. Naruto'da 'sealing jitsu' vardır mesela (:. Içindeki canavar 'aktif' hâle geliyor bir takım sarsıntılardan sonra. Biz çizgifilm kahramanı değiliz, ama bizim içimize hapsolan ve hapsedilen şeyler de canlanabiliyor. Ve bu duyguların tekrardan canlanıp geriye dönmesi baya şiddetli oluyor. Unuttuğunu sanıp, unutmadığını farketmek zihin bozuyor ve kalp kırıyor.


Diyorum ki, bu yüzleşmeler, tekrardan hatırlamalar, eski duygularla karşılaşmalar ve hesap vermeler felan. Acaba öteki dünya için hazırlık felan mı? Keza biz O'na döndüreleceğiz. Her hatamızı ve duygumuzu saklasak dahi, O'na döneceğiz, ve O bize tekrardan her şeyi ve her şeyimizi hatırlatacak. E peki o zaman unutmaya çalışmak ve kaçmak ne kadar mantıklı? Ki zaten unutamıyorsun. Ben unutamıyorum en azından bazı olanları, bazı insanlari, çoğu duyguları.

Rahmetli Barış Manço ne derdi:

Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutmadım seni
Unutamadım unutamadım ne olur anla beni

Al benden de o kadar.

Kutumdaki çok büyük Acun bey, hissediyorum, açmayalım.
_

Geen opmerkingen: