vrijdag 28 augustus 2009

Vat iz a İngiliz

Türk; doğrudur, çalışkandir. İlkesi; küçüklerini korumak, büyüklerini saymak, yurdunu, milletini özünden çok sevmektir. Ülküsü; yükselmek, ileri gitmektir. Varlığını, Türk varlığına armağan eder. Ne mutlu Türküm diyene diyerek övünür. Buraya kadar herşey teoride hoş. Ama vurgu yapmak istediğim ve altını çizmek istediğim bir cümle var. Hazır olun, geliyore:

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir

Eveeeeeeet. Şimdi yükselmenin ve ileri gitmenin tanımlamasını yapmaya gerek yok sanırım. Bildiğimiz "gelişmek" anlamını taşır. Yani zihin olarak, zekâ olarak, ilim olarak, ülke olarak, birey olarak, toplum olarak vs vs. Şimdi bu öğrenci andı 1933'te piyasaya çıkmış ve 1990'da modifiye edilmiş. Her nerden baksan en az 20 yıl oluyor. Hatta 1933'u baz alırsak -ki o orijinal sözlerde de bu yükselme ve ilerleme andı mevcut- 76 yıl olmuş.

76 yıldır öğrenciler ilerleyeceği ve yükseleceği sözünü verir. Bunu acaba hangi sınırlar içinde yapıyor merak ediyorum. Nereye doğru ve neyini geliştiriyor? Neresi yükseliyor? Nasıl ilerliyor? Meselâ Avrupa'nın "medeniyetini" ve "aydınlığını" örnek almaya çalışan bir ülke olarak, hâlâ İngilizceyi çözmüş değiliz. Herkesin ortak konuştuğu dili, ilim ve bilimin konuştuğu ve kullandığı dili bilmiyoruz. Yani onca yıl içinde, hiç mi gelişmez İngilizce? Hiç biri mi iyi konuşamaz bu enternasyonal dili? Bütün dünya İngilizce konuşabilirken, biz hâlâ çat patı geçtim, Hello, yes please'lerle idare ediyoruz.

İngilizce konuşuyorum sananların da durumu ortada. Yabancı ülke görmüş ünlülerimiz olsun. Yüksek makâmların koltuğunu sıcak tutan saygın insanlarımız olsun. Medenî diye tanımladığımız sanatkârlar olsun. Hepsinin İngilizcesi içler acısı. Sizleri Türklerin İngilizcesi ile baş başa bırakıyorum:
_____________

R.T.Erdoğan
Görüntüleri yerleştirmeme gerek yok herhalde. Bir dakikanın çoğul olduğu olay. Efsanevî bir dakikalar, yani one minutes.
---------------
.
Fatih Terim

From the back kovalasınlar seni Fatih Terim. Böyle rezillik olabilir mi? Sanki İsviçrelileri dövdüğümüzü kendi medyamızla ispat etme rezilliğimiz yetmemiş gibi, bir de İngilizceyi beceremediğimizi kendi ağzımızla ispat ettik futbol dünyasına. O gün utansam mı, gülsem mi, ikilemde kalmıştım.
---------------

Sevtap Parman

Özellikle "seraa seraa" tam Alaturka olmuş =D. Ama bu tabii ki Fransızca, gözümüzü yumuyoruz hadi. Ama ama ama Madır'ı ve Fityirs'ı kesinlikle es geçemiyorum burada. Özgüven sağlam, gerisi olmamış be ablam.
---------------

İbrahim Tatlıses

"Aydın" Türk bile İngilizce'yi konuşamazken, İbo'dan ne çıkabilir demi? Ama İbo en azından eğitim almamış, öğrenci andını robot gibi sayıklamamış. Belli de zaten. Onun ilkesi, ülküsü ve varlığı, kadınları pezevenklerden kurtmaktan ibaret. Tek hedef, tam hedef. Yıllardır sorduğun soruya cevap veriyorum İbo, hayır insan değilsin.
--------------

Serdar Ortaç

Efsanevî şarkının içine sıçmışlar mı diyeyim bilmiyorum ki? Buna sıçma da denilemez. Mıncıklamışlar şarkı sözlerini, sonra git gel git gel tecavüz edip yiyişmişler şarkıyla. Sonuç böyle birşey iste. Ama Allah var, İbrahim bey için yapıvermiş sadece. Duyabildiğiniz gibi büyük bir jest.
---------------

Atilla Taş

Baştaki hayat hikayesi, küçük Emrah'ın ve küçük Ceylan'nın filmlerini, küçük İbo'nun da "Analar babalar, sizde nasıl sabır var" şarkısını hatırlatıyor insana. Bu üçlünün -Voltron misali- birleşmiş ve tek yürek hâli olmuş Atilla Taş. Neyse, komik felan, ama asıl mevzu 0.57'ci saniyede başlıyor. Ne alâka lan? Onca ağla, zırla, böğür sonra birden "Aym klinin may glazıt annneeeeeeeeee" de. Ruh hâlin yerlerin dibindeydi okey, ama geli geli geliver tam sekerek lo boğazına dursun ham çökelek be Atilla. Aklı klinin yapılacası insansın. Ama iyi boşaldın Zekeriya hocanın dediği gibi.
---------------

Diyarbakır insanları

Bunlar en azından öğrenmeye çalışıyor. Yalnız güzelim Cat Stevens'in yorumladığı Lady d'Arbanville'in travma bırakacak versiyonuna imzâ atmışlar. Olmamış Diyarbakır. Siz en iyisi futbol maçı sırasında sahaya taş atın, bunu çok iyi beceriyorsunuz. Kam an çiks =D
---------------

Eveeeet gelelim fasulyenin nimetlerine. Eminim nimeti çoktur. Ama sanırım ya İngilizce'yi kavrama vitamini yok içinde, ya da bizim Türkler hiç fasulye yemiyor. Bilemeyecem artık. Yalnız Türklerin fecî şekilde yabancı dil sorunu var. Bu gelişirim, ilerlerim, yücelirim sözü de böylece "bol keseden sallama" gurubuna girmiş oluyor. Yapımızda mı yok, aklımız sadece halay çekmesini mi geliştirebiliyor. Henüz belli değil sanırım. Bir 20 yıl daha beklemek lâzım, olmadı bir Askerî darbe daha yahut yeni bir modifiye edilmiş and. İsviçreli bilim adamlarına sormak lazım en mantıklısı ne olur diye. Ama iletişimi kim kuracak demi? Vat ken vi du, samtayms samting iz prablım.

.

2 opmerkingen:

Cigdem zei

Blog yazmayi hic birakma sen nolursun! Bu'da super otesi olmus!!! :))

ErsinB zei

Sagol :). Begendigine sevindim.