donderdag 24 december 2009

Köln

Bu sene baya baya gezindim. Şubat/mart ayında Istanbul ve Izmir. Yazın Anvers ve Brüksel. Bir de Apenheul'a gittim, maymuncukların yanına. Sezon finalı olarak da geçen pazartesi Köln'e gittik.

Pazar (Pazartesi aslında) gece 2'de yattım ve sabah 6'da tekrardan kalktım. Ondan sonra ertesi sabah 7'de yatağıma girdim. Yoğun bir gün anlayacağınız. Sabah otobüse bindik, 8 gibi hareket ettik ve ne muazzamdır otobüsün ısıtma sistemi kelekti. Dötümüz titreye titreye Köln'e gittik. Hatta 2 saat sonra aldığımız moladan sonra dolmuş misali bazılarımız (ben dahil) ayakta seyahat etti. Daha sıcaktı sanki =D.

Öğlen 2 gibi Köln'e vardık. Ilk işimiz koşa koşa tuvalet aramaktı. En azından ben öyle yaptım, ıslatıyordum yoksa neredeyse paçaları. Sonra ardından bir de yemek yedik. Enerji depoladıktan sonra macera başladı diyelim. Köln'ün en göze batan şeyi Dom katedralı olduğu için, kültürlü olalım niyetiyle oraya girdik. Gerçi biz mi oraya girdik, o katedral mı bize girdi henüz çözemedim. Zira 97 metre gibi yukarı doğru, daracak bir kule içinde, merdiven çıktık. Tabir-i caizse ağzımıza fıçtı. Yok eğer tabir caiz değilse, dötümüzden ter aktı. "Yok lan Ersin bu da olmadı" diyorsanız eğer, o zaman "çok yorulduk lan yukarı çıkarken" diyelim. Zaten yukarı varmamızla, aşağı inmemiz bir oldu. Pek kalmadık. Hepimiz de pişmandık zaten =D.

Ondan sonra ordan buraya ipi kopmuş sürü gibi, şuursuzca gezindik. Hiç öyle hedef, gaye, bir neden yoktu. "La oraya yürüyelim", "La buraya yürüyelim". Buydu yani. Kış günü (ha bunu da unutmayalım, hava BUZ gibiydi) bizimkiler -o aralar 6 erkekti ekip- dondurma yedi. Ben ise Imdat'ın manyak tavsiyesine uyarak koyu çikolatalı süt içtim (chocolate milk lan işte, Türkçesi var mıdır bunun bilemiyorum). Eh iğrençti desem yeri var.

Ondan sonra güzel bir fikirle bir Nargile kafesini bulmaya niyetlendik. O arada ekipten 2 kişi ayrıldı. 4 kişi devam ettik. Yürüye yürüye Bağdat'ı değil, Nurettin abinin yerini bulduk. Dillere destan oldu Nurettin abimiz. Sevgiyle saygıyla onu anıyorum ve onunla fotoğrafa çıkmadığımıza üzülüyorum. 3 4 Türkçe bilmeyen Türk/Kürtlere yolu sorduk, biri Nurettin abinin yerini tarif etti. Asıl adı Aspendos'tu sanırım mekânın, ama biz orayı Nurettin'in yeri olarak bileceğiz. Nurettin abimiz de sempatikti ve hatta karzimatikti. Ortam biraz gayri-muhafazakâr olsa dahi (şöyle ki, [1] yanımızda bir Alman adam, diz üstü bilgisayarı ile Porno izliyordu, [2] karşımızda da bir çift vardı, hatun erkeği yalayıp yutuyordu), gayet zevkliydi.

Nargilenin keyfine vardıktan sonra, vakit geçsin diye bir de bilardo oynadık, bir ilerideki bilardo salonunda. Ama biraz silah zoruyla gibydi sanki, yorgunluk baya çökmüstü artık. O aralar saat 9 10'u gösteriyordu. Orada burada iki nefes alarak, otobüslerin kalktığı yere ilerledik. Orada bir dönerci vardı, orada yemek yiyelim diye daldık. Otobüste yarım yamalak tanıştığımız bir kaç hanım kızlarımız da orada yemek yiyordu. Otobüs saat gece 2'de kalkacağı için, daha 4 saatimiz vardı. Ne yapalım, ne edelim derken, hepimiz kalktık sora sora bir kafe bulduk. Muhabbet gayet zevkliydi, iyi de güldük. Böylece guruba 6 kişi olarak başladık, 4'e indikten sonra, ekip 10 kişi felan oldu. Hoştu. Orada tanıştığım arkadaşlara da minnetimi sunuyorum, sohbetiniz güzeldi.

Neyse illa ki saat 2 oldu, otobüse bindik ve geri yolculuk başladı. Deli kanlı, deli dolu insanlarla doluydu otobüs. Böğüre böğüre şarkı söylendi onlar tarafından. Biz ortada oturuyorduk, ön taraf ve arka taraf, taraftar gurubu gibi karşılıklı bağırıyordu. Olan bize oldu :D. Neyse eve varabildik Allah'tan. Hâlâ yorgunum gerçi. Yazıyı kesiyorum, bıktım yazmaktan çünkü. Hem çişim geldi, hem susadım, hem acıktım. Fotolarla idare edin gerisini.



.

1 opmerking:

Black Pearl zei

Ben de gectigimiz cumartesi Kölndeydim -13 derecede hertarafim dondu. Aglayacaktim neredeyse, ayak uclarim donmaya baslamisti. O zaman icimden sen asla Mount Everest'e cikimicaksin kizim diye gecirdim.

Guzeldi Köln Kerstmarktlarla falan iyi bir atmosfer vardi.